Son günlerde Gemlik’te esnaf odası seçimleri yaklaşırken alışık olduğumuz bir tablo yine sahneye kondu. Gerçeklerden kopuk vaatler, kulağa hoş gelen ama altı boş söylemler ve esnafın umutları üzerinden yapılan siyaset…
Tam da bu noktada Gemlik Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı İsmail Beki’nin yaptığı basın açıklaması, deyim yerindeyse gerçeğin soğuk yüzünü ortaya koymuştur.
Ben bir gazeteci olarak bu açıklamayı baştan sona dikkatle okudum. Ve açıkça söylüyorum:
Bu metin bir “savunma” değil, hukukun, mevzuatın ve sorumluluk bilincinin manifestosudur.
Bugün bazı çevreler banka promosyonlarından söz ediyor. “Toplu promosyon alacağız”, “Esnafa nakit dağıtacağız” diyor. Güzel… Keşke mümkün olsa. Ama gerçek şu ki; banka promosyonları oda protokolüyle dağıtılan bir ganimet değildir. Hukuken de fiilen de bireysel sözleşmelere dayanır. Bunu bile bile esnafa umut dağıtmak, beklenti yaratmak, sonra da ortada bırakmak en hafif tabirle samimiyetsizliktir. İsmail Beki tam da bunu söylüyor: “Ben karşılığı olmayan vaatte bulunmam.”
Aynı durum giyim ve ayakkabı çekleri için de geçerli. Esnaf Odası bir sendika değildir, bir holding değildir, bir ihale makamı hiç değildir. “Şu dükkânda geçerli olacak, bu dükkânda olmayacak” deme yetkisi yoktur. Böyle bir yönlendirme rekabet hukukuna da aykırıdır. Bugün alkış alan bu söylemler, yarın odayı ve esnafı ciddi hukuki yaptırımlarla karşı karşıya bırakabilir.
İsmail Beki’nin farkı tam da burada ortaya çıkıyor: Popülizmi değil, kurumu koruyor.
Aidatlar üzerinden yapılan sosyal destek vaatlerine gelince… Hasta nakli, cenaze hizmetleri gibi konuların belediyelerin ve ilgili kamu kurumlarının yetki alanında olduğunu bilmemek mümkün mü? Ruhsatı, personeli, aracı olmayan bir yapının bu alanlara girmesi, iyi niyetle bile yapılsa hukuki bir mayın tarlasıdır. Bu gerçeği dile getirmek “hizmet karşıtlığı” değil, sorumluluktur.
Bir de dijitalleşme meselesi var. Sanki bugüne kadar hiçbir şey yapılmamış gibi konuşanlara hatırlatmak gerekir: Dijital Gelişim Akademisi halihazırda var. Eğitimler veriliyor, yönlendirmeler yapılıyor, davetler gönderiliyor. Yani mesele “var mı yok mu” değil; mesele bilerek görmezden gelmek.
Son olarak seçimin takvimi ile ilgili, bu takvimi birlik belirliyor oda başkanının inisiyatifinde olan bir durum söz konusu değil. Daha önce İsmail Beki, İbrahim Talan ve son olarak Serkan Kaynar’la yarıştığı seçimde de yine hafta içi olmuştu. Rekor denilebilecek bin kişinin üzerinde katılım vardı. Pazar günü genelde pek çok esnafın dinlendiği ailesi ile birlikte vakit geçirdiği bir gün. Bence Pazar günü olursa katılım daha az olur.
Ben açıkça söylüyorum:
Esnaf odaları sloganlarla değil, mevzuatla yönetilir.
Hayallerle değil, uygulanabilir projelerle ayakta durur.
Ve en önemlisi; esnafın geleceği, seçim kazanma hevesine feda edilemez.
İsmail Beki’nin açıklaması tam olarak bunu anlatıyor.
Yanlış beklentiye karşı doğruyu, popülizme karşı hukuku, günü kurtarmaya karşı kurumsal aklı savunuyor.
Bugün esnafın ihtiyacı alkışlanan vaatler değil;
yarın başını derde sokmayacak, ayağı yere basan bir yönetim anlayışıdır.
Ve ben bu noktada tarafımı net koyuyorum:
Gerçeği söyleyenin, zor olanı tercih edenin ve kurumu koruyanın yanındayım.