10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü… Yani basının hatırlanması gereken tek gün değil ama en azından sembolik olarak değer verilmesi gereken bir gün.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü…
Yani basının hatırlanması gereken tek gün değil ama en azından sembolik olarak değer verilmesi gereken bir gün.

Peki Gemlik Ticaret ve Sanayi Odası bu günü nasıl değerlendirdi?
Bir kısım gazeteciyi davet ederek, bir kısmını ise yok sayarak.

Üstelik yok sayılanlar arasında Gemlik’te aktif yayın yapan, yıllardır kamuoyunu bilgilendiren ve oda üyesi olan gazeteciler var. Buna karşın çevre ilçelerden davet edilen isimler bulunuyor. Bu tabloya bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
GTSO, Gemlik basınını gerçekten tanıyor mu, yoksa sadece işine geleni mi görüyor?

Gazeteciler Günü gibi bir günde bile kapsayıcı olamayan bir anlayışın, yılın geri kalanında basınla sağlıklı bir ilişki kurmasını beklemek fazlasıyla iyimser olur. Çünkü burada yaşanan mesele bir “unutkanlık” değil, açık bir kurumsal refleks sorunudur.

Daha da düşündürücü olan ise davet kriterlerine dair tek kelime edilmemesidir.
Kim çağrıldı, kim neden çağrılmadı?
Hangi ölçüt esas alındı?
Basın, hangi süzgeçten geçirildi?

Cevap yok. Sessizlik var.

Oysa kamu kurumu niteliği taşıyan meslek odalarının en temel sorumluluklarından biri şeffaflıktır. Basınla ilişkiler de bu şeffaflığın en görünür alanıdır. Basını seçerek, eleyerek, ayıklayarak kurulan ilişkiler; kurumu güçlendirmez, tam tersine sorgulanır hale getirir.

Bugün görmezden gelinen gazeteciler, yarın kamu adına soru sormaya devam edecek. Çünkü gazetecilik, davetle yapılan bir meslek değildir. Hatırlatmayla da ayakta durmaz. Basın, fotoğraf vermek için değil; hesap sormak için vardır.

GTSO’nun bu organizasyonla verdiği mesaj şudur:
“Bazı gazeteciler var, bazıları yok.”

Ama bilinmelidir ki basın camiası böyle ayrıştırmalarla şekillenmez. Ve kimse, görmezden gelerek gazeteciyi susturamaz.

Bugün çağırmayanlar, yarın yazılanları okumak zorunda kalır.